İmralı'dan kadın köleliğini parçalayan özgürlük perspektifleri (2)

  • 09:01 29 Kasım 2017
  • Dosya

 

‘Kendinize, ruhunuza ve bedeninize sahip çıkın’
 
HABER MERKEZİ - “Kazanılacak bir dünya var” diyerek kadınlara perspektifler sunan PKK Lideri Abdullah Öcalan 2005-2009 yılları arasındaki görüşme notlarında cinsel saldırılara ve kadın katliamlarına dikkat çekiyor. Yıllar önce  gönderilen mesajların satır aralarında ise bugün büyük oranda artış gösteren kadın katliamlarına karşı izlenecek yöntemler bulunuyor. 
 
15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL ile birlikte Kürdistan ve Türkiye kentlerinde pek çok kadın kurumu kapatıldı. Kadın kurumlarını kapatan iktidar artan kadın cinayetlerine de ‘göz yumduğunu’ açıkça ilan etti. Bununla da kalmayıp süreçten faydalanarak kadınların itirazına rağmen tecavüzü meşrulaştıran yasalar çıkarıldı. 18 yıldır ağır tecrit koşulları altında olan PKK Lideri Abdullah Öcalan ise 2005-2009 yılları arasında kadınlara gönderdiği perspektiflerle kadın cinayetlerine, tecavüz kültürüne, öz savunma ve kadın akademilerini mercek altına alıyordu. 
 
PKK Lideri Abdullah Öcalan İmralı’da bulunduğu süre zarfında kadınların özgürlük mücadelesinde yaptığı değerlendirmeler ile önemli perspektifler sundu. Abdullah Öcalan 2006 yılında, "Ben kendimi sevginin işçisi olarak tanımlıyorum" derken 2007 yılında da yapılan genel seçimlerde eşit temsiliyetin desteklenmesi gerektiğini belirtti. 2008 yılında kadın değerlendirmesinde ki en çarpıcı görüşü "Kapitalizm nasıl âşık olacağından, nasıl yaşayacağından, nasıl sevişeceğine kadar tümünü tek tipleştiriyor" sözleriydi. 2009 yılında "Kadınlar bir tanrıça edasıyla, kendilerini özgürleştirebilirler" diyerek kadınların mücadeledeki ideolojik yoğunlaşmalarına dönük önerileri sunarken, "Kadın sorunu beş bin yıllık tecavüz kültürünün sonucudur" belirlemesini de yaptı.
 
İdeolojik güç: PAJK
 
Abdullah Öcalan 2005 yılında ise kadının örgütlenme modeline ilişkin şöyle önerilerde bulundu: "PAJK-PKK ilişkisinin tüzükte nasıl olması gerektiğini tartışmışlar. Kendi varlıklarını korurlar. PAJK'ın ideolojik güç olarak kalmasında yarar var. Erkeklere karşı alacakları çok yol var. Koma Jenên Bilind (KJB)  bir yürütme konseyi biçiminde olur, çatı örgütü olur. Bir ideolojik organ, kadının kurtuluşunda bir ideolojik organ olmalıdır. PAJK bu şekilde kalabilir, Kadın Kurtuluş İdeolojisi'nde derinleştirsinler, ama kendisine güvenenler bu ideolojik yapı içerisinde kalmalılar. Büyük kadın davasına ben inanıyorum. Bu yüzden özgürlüğüne, onuruna düşkün olanlar, kendine güvenenler yer alır. 'İçinde, dışında' gibi problemleri kendilerine mesele yapmamaları gerekir. Esas olan özdür, öz önemlidir, ama biçim de önemli. KJB içine hepsi girer. PAJK ideolojik örgütlenme olur. 300-400 kişidir, ama kendileri bilir. Ben öneriyorum sadece. Kadın davası önemli, tutarlı kadın yoldaşlar vardır herhalde.
 
Partiler bir ideoloji, zihniyet örgütüdür. 'Devlet olalım' vs demez; demokrasi düşüncesini ve zihniyetini örgütler, sorunları tartışır, seçkin kadro yetiştirir, akademik çalışmalar yapar. Akademi kurabilirler, kendi idari kurullarını seçebilirler. Önde gelen kadroları 'devlet' biçiminde olan bir güç olarak görmemek gerekir. Genel tanım budur. Mühim olan güçlü kadın ve erkeği; mücadele edebilen, ideolojik yetkinliği olan ve dışa karşı da kendini ifade edebilen kadın ve erkeği ortaya çıkarabilmektir. Diğer söylediklerim de var, savunmalar var, bütün bunlar benim raporumdur, kongreye sunulur. Bir kurul bunu düzenler kongreye sunar.
 
'Bende erkek egemen ideolojinin kalıntısı yok'
 
Kadın konfedaralizmine gerek yok. Genel yapı içinde olur, ama özgünlüklerini korusunlar. Zaten kitle ayakları da vardır. Ben kadına inanıyorum. Bu konuda çok ciddi, kapsamlı görüş düzeyim var, görüşlerim yenidir. Bende erkek egemen ideolojinin kalıntısı yoktur, bunu yıktım. Bunu kavrarlarsa sadece kendilerini alkışlarım ve kendileri kazanırlar. Ben süklüm püklüm kadınla ilgilenmiyorum. Kadını dişilik nesnesi, cins nesnesi, çoluk çocuk nesnesi olarak görmüyorum. Bu yüzyıllardır böyle yapılıyor. Eflatun'dan beri teorik anlamda da bu yapıldı. Biz kadının öz kişiliğine cesaret ediyoruz. Toplumla tanışma, erkekle hesaplaşma, yaşamla buluşma temelinde kadının kişiliğini tanıyorum."
 
2006: Sevginin işçisi olarak tanımlıyorum kendimi
 
Abdullah Öcalan’ın 2006 yılında kadınlara gönderdiği mesajlar şöyle: "Kadınlar özgürleşmek için Kadın Kurtuluş İdeolojisi'nde derinleşmeliler, ideolojik güç olarak var olabilmeliler. Erkeklere karşı alacakları çok yol var, erkeğe fazla güvenmemeli. Kadın kendi bağımsızlığını koruyacak. Kadının özgürlüğünden korkmamak gerekir. Ben kadınla böyle yoldaşım. Ben kadınlara çok görkemli yoldaşlık yaptım, kadınla çok güçlü bir arkadaşlığım var. Bu bir güç, inanç meselesi. Kadın yoldaşlarımın bana ilişkin emeklerine böyle karşılık veriyorum. Bilmelerini istediğim en önemli bir hakikat, onların savaşın da, barışın da kaderini belirleyecek kadar güçlü olmaları gerektiğidir. Sevginin işçisi olarak tanımlıyorum kendimi. Sizler için yaşıyorum. Sizlerin özlemleri yaşam gerekçemdir, sizinleyim. Kazanılacak özgür bir dünya var, kazanılacak özgür bir yaşam var.”
 
‘Karşı olduğum tecavüz kültürüdür’
 
Abdullah Öcalan bugün tüm dünyanın örnek aldığı eşbaşkanlık sistemine ilişkinse şunları söylüyor: “Eşbaşkanlık sisteminin kaldırılmasına kesinlikle hayır. Hukukta de facto ve de juere diye iki kavram vardır. Eğer çok zorluyorlarsa yasa üzerinden değil de fiili olarak yürütülsün. Söylediğim gibi, fiili olarak yürütülebilir. Bir erkek bir kadın yine yürütmelidir. İlla bir kişi olacaksa da kadın olsun. Kadınlarımız bunu hak etmiyor mu?  Beş bin yıldır erkek egemen sistem devam ediyor. Bunu aşmak kolay değil belki, ama biz aynı zamanda kadının özgürleşmesi mücadelesini de veriyoruz. Batman'da bölgede kadın intiharları var. İntiharların önüne geçmek için çalışmalılar. Ben kadın erkek ilişkilerinin yüzde doksanını tecavüz olarak nitelendiriyorum. Bunların temelinde çok çirkin ilişkiler vardır. Ben aşka evliliğe karşı değilim. Aşkta, evlilikte güçlü cinsel dürtü ve güdüler olabilir. Bunlar normaldir, bunları inkar edemeyiz. Benim karşı olduğum husus; bu tecavüz kültürüdür. Genç kızları altmış yaşındaki adama veriyorlar. Bu zorbalık karşısında kız intihar ediyor. İstenmeyen evlilikler gerçekleştiriliyor. Hatta bazen para verip kadın alıyorlar, yani resmen satın alıyorlar. Bu çok ahlaksızca ve çirkincedir."
 
2007: Cinselliğin iktidarlaşmış hali, tecavüz kültürü
 
Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan kadınlara gönderdiği mesajlar gün geçtikçe pratiğe dönüştü. 2007 yılında ise kadın özgürlük mücadelesi için kendi şahsında çözümlemelere giderek perspektifler sunmaya devam etti. Abdullah Öcalan, “Cinsel güdüler doğaldır, her insanda bulunur. Tehlikeli olan cinselliğin iktidarın objesi haline gelmesidir. Mevcut cinsellik bir iktidardır, şaha kalkmış erkekliktir. Hatta erkeği vahşileştiren bir hale getirmiştir. Sonuçta mevcut cinsellik ilişkisi erkek egemen topluma hizmet ediyor. Kaba, vahşileştiren, yok edici bir iktidar anlayışı ortaya çıkarmıştır. Hepsinin temelinde bu anlayış vardır. Namus cinayetleri, tecavüz kültürünün altında bu anlayış vardır ve bu anlayış değişmeden ne demokrasi ne de özgürlük sorunu çözümlenebilir. Cumhuriyetin kuruluşundaki eksik kalan ayaklardan biri de budur, kadın sorunu çözülmemiş, dondurulmuştur. 
 
Saddam'ın ipe giderken bile 'Erkeklik öldü mü' demesi bu vahşileşmiş erkek anlayışıdır, biz bu anlayışa karşıyız. Daha önce değinmek istediğim üç husus vardı: Dincilik, cinsiyetçilik ve milliyetçilik. Cinsiyetçilikle ilgili daha önce de okumalarım vardı, son olarak M. Foucault'un Cinselliğin Tarihi kitabını bitirdim. Cinsellik ve iktidar arasında çok yakın bir ilişki vardır. Cinsiyetçilik bir çeşit milliyetçiliktir ve en az milliyetçilik kadar tehlikelidir. Günümüzde kadın artık bir reklam objesi, bir et parçası gibi sunuluyor topluma. Cinsiyetçilik adına kadın zorla bağımlı hale getiriliyor. Kadına zorla sahip olmakla iktidar olunmaya çalışılıyor. Kadın iktidarın nesnesi haline getiriliyor.  Cinsiyetçilik ideolojisi ile kadın tamamen tahakküm altına alınıyor” diye belirtiyor. 
 
2008: kadın sorunu bir iktidar sorunudur
 
Her yıl katılımı giderek artan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü her geçen gün daha önemli aşamaya geliyordu. 2008 yılının 8 Mart’ında Abdullah Öcalan, kadınlara mesaj gönderdi. Abdullah Öcalan mesajında kadınlara şöyle seslendi: "8 Mart vesilesiyle mesajımı vermek istiyorum. Koşullardan kaynaklı parça parça değinebiliyorum. Aslında kadın sorunu bir iktidar sorunudur. Kapital finansın iktidar mantığı, 'ya bu iktidara tabi olursunuz ya da ölürsünüz' üzerine kurulmuştur. Kadının cinsiyetçiliğini bu iktidarın aracı olarak kullanıyorlar. Kendinizi bu ilişkilerden, bu erkeklikten sakının. Gazetede okudum; doktor olan bir kadın asker eşinden boşanmak istediği için on iki kurşunla öldürülmüştü. İşte kapital finans, kadına bunu söylüyor, 'ya benim iktidarıma yüzde yüz tabi olursun, ya da yüzde yüz ölürsün' günümüzde evliliklerin yüzde doksan beşi tecavüzdür. Kadınlar her gün tecavüze uğruyorlar. Böyle bir tecavüz kültürü içinde bir kadının ne ruhu ne beyni sağlam kalır; ne güzellik anlayışı kalır ne de sevgisi ve aşkı.
 
Kapital finans, kadını denetim altına almak için cinsiyetçiliğini kullanıyor. 'Nasıl âşık olacağından, nasıl yaşayacağından, nasıl sevişeceğine' kadar tümünü tek tipleştiriyor. Kadın üzerinden toplumun iktidarını hedefliyor. Milliyetçilik ve dincilikle de topluma tek tip düşünceyi dayattı. Ulus-devletle nasıl bir kimlik istiyorsa, onu dayatıyor. 8 Mart vesilesiyle kadınlara ve tüm halkımıza selamlarımı iletiyorum.”
 
'Kadınlar ürettikleri ile ekonomik sorunlarını çözebilirler'
 
Kadınların kendi özgür ekonomilerini oluşturmaları önerisinde bulunan Abdullah Öcalan, “Akademi çalışması tüm kesimleri kapsamalı. Örneğin bir üniversite öğrencisi de, bir ev hanımı da bu çalışmalarda yerini alabilmeli. Bir dönem Köy Enstitüleri vardı. Benzer çalışmalar yapmaya çalışıyorlardı, ama benim önerdiğim akademi, enstitüleri de aşıyor. Aile, kadın etrafında oluşur. Kadınlar üreticidirler. Ürettikleriyle kendi ekonomik sorunlarını çözebilirler. Mesela bir tarla kiralayarak organik tarım yapabilirler. Güney Kürdistan'da kadına yönelik şiddette bir artış olduğu belirtiliyor. Demek ki, orada kadın hareketinde bir artış, bir direniş var. Kadın konusu önemlidir, kadınları çok önemsiyorum. Kadınlar, bana göre sömürgeleştirilen son ırk, son ulustur. Bu konuyu çok açıklıyorum” diye belirtiyor. 
 
2009: Kadınlara ekonomi, eğitim, yerel yönetim önerileri
 
Hükümet arasında Kürt sorunun tartışıldığı 2009 yılında Abdullah Öcalan kadınlara dair değerlendirmelerinde Kürt sorununun belli başlıklarını da ele alarak değerlendirme yaparak öneriler sunuyor. Abdullah Öcalan bu konuyla ilgili, "Kadın belediye başkanlarına benim adıma bir sayfalık kutlama mesajı yazılabilir. Kadınlar, 'kentler nasıl kurulur, nasıl demokratikleştirilir, yönetilir? Çocuklara, kızlara, işsizliğe ve diğer sorunlara ilişkin nasıl bir çözüm üretilir' bu konularda çok çalışma yapmalıdırlar. Bunların üzerinde önemle durulmalıdır” diyor.
 
Abdullah Öcalan sözlerini şöyle sürdürüyor: “Biliyorsunuz Sümerlerde kadın tapınakları vardı. Bu tapınaklar kadınların inşa ettiği ve onların kutsal mekânıydı. Onların önemli bir kazanımıydı. Bu tapınaklarda kadınlar, eğitimlerini sürdürüyorlardı, her türlü eğitimlerini alıyor, sanat ve güzelliklerini de sergiliyorlardı. Hatta erkekler gelip onları seyrediyorlardı. Daha sonraları erkekler, buraları genelevine çevirdiler. O tarihten sonra da kadınlar tapınaklara tanrıça olarak giriyor, fahişe olarak çıkıyorlardı. Kadının tüm meziyetleri elinden alındı. Musa, kadına bir şey vermedi. İsa'da Ana Meryem'in durumunu biliyorsunuz. Hz. Muhammed'de Ayşe'nin durumu ortadadır. Hz. Ayşe, erkek iktidarını derinlemesine anladıktan sonra 'keşke kadın olarak doğacağıma taş olarak doğsaydım' diyor. Kapitalizm de kadına yeni hiçbir şey vermemiştir. Kadını her yönüyle daha da kuşatmaya almıştır.”
 
'Namus öz bilinç ve öz iradedir'
 
Abdullah Öcalan sözlerini devamında kadınlara şu çağrıyı yapıyor: “Kadınlara sesleniyorum; kadınlar öz bilinç ve güçlü irade ile kendilerini koruyabilirler. Ben, yedi yaşından beri kadın sorunuyla ilgileniyorum. Hatta bana 'kadın düşkünü' dediler! Saflarımıza katılan kadınlarla ilgilendim, hatta onlara bu mücadelenin zor olduğunu, 'yapamıyorsanız katılmayın' dedim. Benimle yol alan kadınlarla ilgilendim, top oynadım, yüzdüm. Ben kadınlara beş bin yıllık erkek egemen kültürünün kırılmasının kolay olmadığını, derinlikli bir mücadele gerektirdiğini hep anlattım. Ben olmasaydım, benim etki gücüm olmasaydı, kadınları bilinçlendirmeseydim orda da tecavüzler olabilirdi. Ben bir yere kadar onları korudum ve kolladım, ancak en çok onlar kendilerine sahip çıkmalı, kendilerini koruyabilmelidirler. Namus kesinlikle cinsellik değildir. Namus, öz bilinç ve güçlü iradedir.  
 
Kendinize, ruhunuza ve bedeninize sahip çıkın. Kapitalist aşk ilişkisinde emek yoktur, gerçek sevgi, aşk yoktur. Sevgi, aşk, emek ister. Ferhat ile Şirin buna örnektir. Orda Kandil bölgesinde olan bir olaydır.  Tarihsel bir olaydır. Ferhat, Şirin'e ulaşmak için, aşkı için bin bir emek vererek, eziyet çekerek dağları deler. Hatta aşkı için İran Şahı'nın egemenliğini ve iktidarını yıkması gerekiyordu. Bunu başaramayınca, İran iktidarını yıkamayınca kendisini dağlardan aşağı attı. Asıl aşk budur. Kendi halkı ve ülkesi için çaba ve emek içermeyen bir aşk ve sevgi anlam ifade etmez. Beş bin yıllık erkek egemen kültürünü savunmalarımda çok geniş açmıştım.”
 
Meşru savunma, öz savunma 
 
Kadınların öz savunmalarını sağlamalarını gerektiğini ele alan Abdullah Öcalan, “Meşru savunmayı herkes yapar. Ben öz savunma kavramını bunun için geliştirdim. Her grubun herkesin, kadınların, özellikle kadınların kendilerini savunmaları gerektiğinden bahsetmiştim. Kendi öz savunmalarını geliştirmeleri gerektiğini söylemiştim. Herkes bilinç ve iradeleriyle kendilerini korumalarını bilmelidir. İlginçtir, savunma yapmaları gerekenleri de ben savunmak durumunda kalıyorum. Her grup, herkes kendi bulunduğu alanda kendi savunmasını yapar” sözlerine yer veriyor. 
 
‘Kadınlar kendilerine yoğunlaşmalı’
 
Kadınların eğitimlerine çok önem veren Abdullah Öcalan bu konuya ilişkin olarak: “Kadın Siyaset Okulu nerede açıldı, bir parkta mı, ayrı bir bina mı? Benim bahsettiğim akademi bu değil. Hayır, hayır böyle değil, benim bahsettiğim akademi bir komple akademi olacak. Kadın orada spordan tut giyime kadar, ekonomiye kadar her şeyi öğrenecek, yapacak. Bu kompleksin bir parkı da olacak. Ben bunu daha önce dile getirmiştim. Bu önemlidir. Onlara başarılar diliyorum. Diğer akademi çalışmaları başladı mı? Yoğun ve ciddi olsunlar. Kadın sorunu beş bin yıllık tecavüz kültürünün sonucudur. Ben burada hala bu konuyu araştırdıkça, okudukça dehşete düşüyorum. Kadınlar hala bu sorununu anlamamış, çözememiş durumda. Kadınlar kendi sorununu anlamalı, çözmeli. Kendi cinsinizin farkında olacaksınız, kendinizi tanıyacaksınız. Özgür kadın diyorum.
 
 Namus adına, sevgi adına her gün kadınlar öldürülüyor. İşte Diyarbakır'da zaten köleleştirilmiş, bu durumda olan bir kadını dövüyor, 'şuraya gittin, şuna baktın' diyerek pat diye öldürüyor, namus adına. Aslında tam tersi bu hale gelmiş köleleştirilmiş kadını dövmek, öldürmek en büyük namussuzluktur. Bundan büyük namussuzluk yoktur. Kadın akademilerinde bunları tartışın. Bunları bilmeden hiçbir şeyi anlayamazsınız. Ben kadınların özgürlüğünü, Özgürlük Sosyolojisi kitabımda ele aldım, incelemeliler.”
 
‘Sonsuz boşanma, sonsuz özgürlük’
 
PKK Lideri Abdullah Öcalan bugün kadınlar tarafından çok tartışılan ‘sonsuz boşanma’ kavramıyla ilgiliyse şunları söylüyor:  “Ben sonsuz aşk değil, 'sonsuz boşanma' diyorum. Sonsuzluk derken, aslında beş bin yıllık eril iktidarla bu sonsuzluğu sınırlayabilirim. Buna karşı kadının bu iktidardan sonsuz boşanmasını öneriyorum. Kendi siyasetlerini oluşturmalı, bunun için ekonomilerini oluşturmalı. Kadın kendi ekonomisini oluşturmalı, siyaset akademileri demiştim.  Kadının kendi özgürlüğünü kurmak için, siyasal bilinç ve siyasal eylemlilik gerekiyor. Bunu yaratmaları gerekiyor. Kadın özgürlüğü ya da kadın erkek ilişkisi öyle romantik aşk ya da sonsuz aşk ya da cinsel özgürlükle elde edilemez. Sonsuz aşk diyeceksek, romantik, günümüzde yaşanan aşk ilişkilerinden söz etmiyorum. Zaten bu aşk dedikleri şey, İngiltere'de 17-18'inci yüzyılda yaratılan klasik romanlarda anlatılan bir kavram; romantik aşktan söz etmiyorum. Sonsuz aşkla yaşayacaklarsa özgürlüğü bilince çıkarmaları gerekiyor. 
 
Yoksa cinsel tutkudan da söz etmiyorum. Cinsellik olacaksa bile bu sonsuz aşk temelinde yaşanması gerekiyor. Kadının önce eril iktidardan sonsuz boşanmasını söylüyorum, sonsuz özgürlük diyorum. Bu temelde bana kadın arkadaşların yazdığı mektuplara cevap olmak istiyorum. Sadece Bakırköy'de Midyat'ta ya da Bitlis'te değil, bir sürü yerde cezaevinde kadın arkadaşlar var. Hepsine selamlarımı söylüyorum. Bu kadın özgürlüğü konusunda yoğunlaşsınlar.”
 
Yarın: 2010-2011 yılları arasında kadın değerlendirmesi