İmralı’da komployu parçalayan kadın özgürlük diyalogları (5)

  • 09:01 11 Şubat 2018
  • Dosya

 

Erkek egemen komplo: Kadın katliamları  
 
Sara Tolhıldan 
 
HABER MERKEZİ - İmralı görüşmelerinde kadın katliamlarına dikkat çeken PKK Lideri Abdullah Öcalan, "Her gün kadın cinayetlerini vahşet boyutunda yaşıyoruz. Kadın bu kadar alçakça öldürülmez, bu ülkenin vatandaşı bunu kabul edemez. Ama kadının dört tarafı zincirle bağlanmıştır adeta. Biz bunu yırtmadan sosyalist olamayız, siyaset yapamayız. Bunu bilince çıkarmak gerekir"  diye belirtiyor.
 
HDP Heyeti ile yapılan görüşmelerde kadın sorununa değinen Abdullah Öcalan, bazı görüşmelerde güncel olaylardan yola çıkarak, toplumsal yaşamda erkek aklıyla kadının uğradığı şiddeti, baskıyı ve katliamları konu alıyor. Kadının düşürüldüğü 5 bin yıllık erkek egemen komploya ve kendi içinde bulunduğu uluslararası komploya karşı mücadele eden Abdullah Öcalan görüşmelerde cezaevlerinde ve dağlarda mücadele eden kadınların kendisine olan bağlılığını sorguluyor. Gerçek aşk ve bağlılık ölçülerini, ilkelerini belirliyor. Özgür kadınla nasıl yaşanılır gibi sorulara cevap oluşturuluyor. 
 
Abdullah Öcalan 7 Şubat 2014 tarihli görüşmede, klasik evlilik ilişkisinden bahsediyor. Kendi deneyiminden ve Sırrı Süreyya Önder'den örnek veriyor. Abdullah Öcalan, Kayseri'de işlenen bir aile cinayetinden bahsediyor. Cinayeti işleyen baba ve çocuğu arasındaki diyalogun yarattığı travmatik etkiyi anlatıyor. 
 
'Kadını özgürleştiremeyen devrim, devrim değildir'
 
Abdullah Öcalan: Her gün onlarca kadın öldürülüyor. Bu ölümler savaştan daha beterdir. Bu devletin güvenliği meselesidir. Ben anama da söyledim. Babam "Beni bu kadının elinden kurtar", anam da "Beni bu adamdan kurtar" diyordu. Ben hayret ediyordum. Bu aile çökmüş diyordum. Ben de Apo kaç kendini kurtar dedim. Cezaevindeki kadınlardan yoğun mektuplar alıyorum. Muazzam bir bağlılık ve aşkla yazıyorlar. Kandil'deki kadınlar da aynı. Onlarda da bağlılık var. Kadınla müthiş yaşanabilir, ama kadın bugün zavallı bir durumda. Çocuk gelinler meselesi. Çok acı bir şey. Aldığında eş olur, tecavüz edersen leş olur. Sonra onun yüzüne nasıl bakılır? Kandil'deki kızları biz böyle eğitiyoruz. Hem ayaklarını hem de beyinlerini güçlendiriyoruz. İradelerini açıyoruz.
 
(Pervin'e dönerek) Bazen sizin durumunuzu günlük bile düşünüyorum. Yirmi yıl önce vahşice ölüm yaşadınız. Ama bu yaşamın ne örgütlenmesi, ne kurumsallaşması var. Benden yardım isteyebilirsin, lider de olabilirsin, önder de olabilirsin, ama cesur olmalısın. Kadını özgürleştiremeyen devrim, devrim değildir. Kadını örgütleyemeyen örgüt, örgüt değildir. Ben sana yardımcı olamazsam önderlik yapamam.
 
Şimdi ben bir aileyim. Benim ailem 5 milyon, 10 milyon insan, biz isyan ettik. Barışmak istiyoruz. Bunun için ne gereklidir? Savaşı bırakmak istiyorum, kabul ediyor musunuz? Biz bu yüzden oturduk bu masaya. Beni kandıracaklarını sanıyorlar. Oysa ben kırk yıl savaştım, gerekirse kırk yıl daha yıl savaşacağım. AKP yeni çıktı ortaya. Bana lütuf edecek, öyle mi? Çocuk muyuz biz? AKP'nin çözümü hacıyatmaz esnaf çözümüdür, yaptığı tam bir esnaf kurnazlığıdır. On beş yaşındaki kızı kandırmak derler ya, o bile kanmaz. Biz direnişin müzakeredeki karşılığını alıyoruz. Devletin demokratik bir gücü olacak, bu bir alıp verme meselesi değildir, sözleşme meselesidir.
 
Ben sözleşmeden şunu kastediyorum: Bir beraberlik eşitlik, aşk, ahlak, estetik ve özgürlük içermelidir. Bunlar olmazsa ne olur? Yılmaz Güney bir kadın için adam öldürdü. Salt tutkuyla olmaz bu işler. Kadın için cinayet işlenir mi? İşlenseydi benim işlemem gerekirdi. Benim de bir eşim vardı. Kaçtığında dünyalar benim oldu. Oysa karısı kaçan erkek vurur. (Sırrı'ya dönerek) Sen de dertlisin bu konuda, ama aşmışsın, özgürleşmişsin. Evlilik meselesini sana söylerken bunu kastettim. (Pervin’e dönerek) Seni de kastettim.
 
Sırrı Süreyya Önder: Başkanım, Çar Petro'ya demişler ki, Dostoyevski evlenmiş. O da "Oh, ne güzel, düzen bir düşmanımdan daha kurtuldu" demiş. Sistem evliliği bir pranga olarak kullanıyor.
 
Abdullah Öcalan: Aynen öyle. Sanat sinema dedik ya, Hannah Arendt'in bir sözü var: (Pervin’e dönerek) Sen de okuyabilirsin onu.
 
Sırrı Süreyya Önder: Nazi katliamından sonra şiir yazılamaz. 
 
'Hayatım boyunca o çocuğun sözünü unutmayacağım'
 
Abdullah Öcalan: Evet, aynen öyle. O söz, bravo! Şimdi ben sana bir olay söyleyeceğim. Bu bütün kadınlara ve sanatçılara söylenmiş bir söz olsun. Kayseri'de bir cinayet işlendi. Bir adam ailesini katletti. En son yedi yaşındaki çocuğunu balkondan atacağı zaman, çocuk "Baba, beni atmazsın değil mi" diye korkuyla babasına yalvarmış. Ben bunu dinlediğim zaman o kadar ürperdim ki, hayatımda diyebilirim ki hiçbir şey beni bu kadar etkilemedi. Hayatım boyunca o çocuğun sözünü unutmayacağım. İşte şimdi söylüyorum. Bunun romanı yazılmadan, bunun filmi çekilmeden, Türkiye'ye dair hiçbir şey yapılamaz. Bu o kadar önemli ve bütün sorunları kendinde barındıran bir olaydır. Türkiye bu çocuğun sözüyle bir deprem gibi sarsılmalıydı ve o çocuğun sözü çözümlenmelidir. İşte kadın katliamları da aynıdır.
 
'Kadın cinayetlerini vahşet boyutunda yaşıyoruz'
 
Her gün kadın cinayetlerini vahşet boyutunda yaşıyoruz. Kadın bu kadar alçakça öldürülmez, bu ülkenin vatandaşı bunu kabul edemez. Ama kadının dört tarafı zincirle bağlanmıştır adeta. Biz bunu yırtmadan sosyalist olamayız, siyaset yapamayız. Bunu bilince çıkarmak gerekir. Bakın, Zagrosların enteresan bir yönü var. Ninhursag, 'Dağ Bölgesi Tanrıçası'dır. Hala o tanrıça geleneği orada yaşıyor. Arkadaşların arasında İranlı kızlar da var. Bu tanrıça geleneğini yaşatmaları önemlidir. Solun, Dev Yol geleneğinin pratikleri kötüdür. Bir evlilik için bir hareketi yok edebilirler. Bir evladı için her şeyi yok edebilirler. Kürt erkeğinde de bu vardır.
 
Dokuz bin yıllık kadının çöküşü
 
Aynı görüşmede Abdullah Öcalan, HDP heyetine Diyarbakır'da çocuklarının PKK tarafından zorla götürüldüğünü iddia eden, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde bir grup annenin yaptığı oturma eyleme çözüm olarak, çocuklarına savaştan uzak ve özgür bir ortamda anadil eğitimi verilmesini öneriyor. 
 
Abdullah Öcalan: "O anaların kendilerini yere atması dokuz bin yıllık kadının çöküşüdür. Bu kadın kültürü dokuz bin yıl önce Zagros'ta başladı. Ama Diyarbakır Belediyesi önünde bu tanrıça geleneği bitti. Bunu meclis komünü olarak sizler de tartışabilirsiniz. Belediye Eşbaşkanları bir araya gelip bunu tartışsınlar. O analara "Apo kendi anasına yaptığı çözümlemeyi size de yapıyor, oğullarımız ve kızlarımız Apo'ya mektup yazmışlar" deyin. Özgür ortam olmadığı müddetçe ya onlar kendilerini ya da düzen onları yakar. Kandil onları tehlikeli olmayan bir yerde tutsun. Analar da gidip görebilir, istedikleri kadar kalabilirler. Savaş tehlikesinden uzak anadilde eğitim verebilirler. 
 
'Sistem kadına magazinel yaklaşıyor'
 
Dokuz bin yıllık kadın çökmüştür. İşte Diyarbakır'da yığılan o anaların durumuna baktığımda da bir tükenmişlik görüyorum. O kendini yere atan kadın da evladını düşünmekten çok bir tükenişi yaşıyor. Yaşamsızlığı olduğu için evladında yaşamı görüyor. Kadında mevcut durum ne etiğe ne de estetiğe sığar. (Pervin'e dönerek) Sati medeniyetini örnek vermiştim. Benim için kadın meselesi Kürt sorunu ve bütün toplumsal sorunların kökenidir. Ama sistem kadına magazinel yaklaşmanın ötesine geçemiyor. Nesrin'e de onu yazdım. Ben kadına çok değer veririm, önem veririm. (Sırrı'ya dönerek) Ama bu süper güzeller, sarışınlar gibi magazinel yaklaşımı görünce dehşete düşüyorum. Bu yaklaşım tamamen ideolojiktir.
 
'Ne o plastik kadın ne de o gelenekçi Sati kadını doğrudur'
 
Sırrı Süreyya Önder: Aslında plastiktir.
 
Abdullah Öcalan: Evet, güzel söyledin, hepsi plastik çiçek gibiler. Diğer kadınlar ise gelenekseldir. Ne o plastik kadın ne de o gelenekçi Sati kadını doğrudur. Yiğitlik bunu çözmektir. Kadın arkadaşlara da bunu söyleyin. Kadınla sonsuz, zengince nasıl yaşanabilir, nasıl ortaklaştırılabilir, nasıl politika yapılır, önemlidir. Sartre'ı onun için örnek verdim. Ben 65 yaşındayım, öyle bir kadının elini tutmam. Ne korkarım ne çekinirim, ama etik bulmam, estetik bulmam. Geçen toplantıda da söylemiştim. Cinsiyetçilik kavramı korkunçtur, anti-cinsiyetçilik önemlidir. Cinsiyetçilik mülkiyete, iktidara giden yolu açar. Aslı Erdoğan var, gazetede yazıyor. İki üç makalesini okudum, Athena'nın kadına bakışını yazmış. Athena, biliyorsunuz, Zeus'un alnından yaratılan kadındır. Aslı onu yakalamış. Ona deyin ki, Öcalan, buradan çıkarak bir kitap yazabilir misin diye soruyor. Ben yazmak isterdim ama vaktim yok. O yazsın. Jineoloji, feminizm için de katkı sunar. Ben Kürtler için aşk konusunu teorik olarak mümkün görüyorum, özel olarak bu aşkı yaşamaya cesaret edemiyorum. Çünkü bu aşkta bir hata yaparsam bu tüm siyasetimizi yaralar. 
 
'Sen bir kadınla yaşamayı bilmezsen devrim yapamazsın'
 
Aşkı da çözemiyorlar. Çok değerli kadın arkadaşlar var, yetenekli erkek arkadaşlar da var, ama teorik olarak da pratik olarak da hiç aşamıyorlar. Bir erkeğin gücü bir kadın karşısında gösterdiği duyarlılığın etik ve estetik çözümlemesi ile ilgilidir. Sen bir kadınla yaşamayı bilmezsen devrim yapamazsın, belediyecilik bile yapamazsın. Ne Zagros, ne Diyarbakır merkezi, ne de HDP Merkezi bana bu çözümsüzlüğü dayatsın. Çözüm vardır. Nietzsche ve Goethe'nin kadın aşkını okuyabilirsiniz.
 
HDP heyetinin yaptığı görüşmelerden birinde, Abdullah Öcalan Kandil'deki kadın örgütünün durumunu soruyor. HDP heyetindeki Pervin Buldan, Kandil'de kadınlarla yaptığı görüşmelerin detaylarını Abdullah Öcalan'la paylaşıyor. Kadınlar, Abdullah Öcalan'ın kendilerine gönderdiği mektup üzerinde yoğunlaştıklarını, kendi örgütsel yapılarını yeniden yapılandırmak istediklerini belirtiyorlar. Abdullah Öcalan yeni kadın örgütlülüğü için KJK ismini öneriyor. KJK Kürtçe açılımı; Komalên Jinên Kurdistan, Türkçe açılımı ise; Kürdistan Kadınlar Topluluğu oluyor. KJK'yi Abdullah Öcalan görüşmede Pervin Buldan'a soruyor;
 
Kadın çatı örgütlenmesi KJB'den KJK'ye
 
Abdullah Öcalan: Kendilerini toparlamışlar mı? Zorlandıkları, desteğe ihtiyaç duydukları bir şey var mı? Sürece bağımsız yaklaşıp bir çıkış yapabilirler mi? Yetenekleri, arzuları var mı?
 
Pervin Buldan: Erkeklerin müdahalesinden şikayetçiler. Özel selamlarını, sevgi ve bağlılıklarını ilettiler. Kadın yapısı olarak yeniden yapılandırma çalışmalarını başlattıklarını, bu konuda kurultay, konferans ve çalıştay çalışmalarının devam ettiğini ifade ettiler. Sizin mektupta bahsettiğiniz KCK kadın konusunu gündemlerine aldıklarını, sistemi yok etmeden KCK kadın çatısı olarak yeniden yapılanmaya gideceklerini, kongrede bunu ete kemiğe büründüreceklerini ifade ettiler. İnşa sürecine de bu temelde katılacaklarını söylediler. Ayrıca kısa bir tekmilleri var, yazılı olarak size gönderdiler.
 
Abdullah Öcalan: Evet, bu iyi olur, zaten çatıları var. YJA ve KJB'yi birleştirecekler. KJK (Komalên Jinên Kurdistan) olabilir, bu bir öneridir. Geliştirsinler, hepsinin ismi farklı olduğu için karıştı. Sadeleştirmeleri iyi olur. Legal ayağı farklıdır. Onu da geliştirmek için destek versinler.
 
Pervin Buldan: Ayrıca bütün alanlardan yaklaşık 70 kadın arkadaşla görüştüm. Sizi anlatmamı istediler. Bir saat sadece sizin durumunuzu aktardım. Hepsi size çok bağlı, sorular sordular, her şeyinizi merak ediyorlar. Sağlığınızı, koşullarınızı, hatta rüyalarınızı bile merak ediyorlar. Gökyüzü ve yıldızları görüp görmediğinizi bile sordular.
 
Abdullah Öcalan: (Gülerek) Hepsine selamlarımı söyleyin. Şimdi hepsini değerlendireceğim.
 
Pervin Buldan: PAJK da önümüzdeki süreçte yeni sisteme göre kadrosal ve partisel açıdan kendisini yeniden yapılandıracak. Bu konuda sizin perspektifinize ihtiyaçları var. Ayrıca çatı örgütlenmesinin ismine ilişkin değerlendirmenizi bekliyorlar.
 
Abdullah Öcalan: Ben KJK demiştim.
 
Pervin Buldan: İsminin KCK ile çok yakın olmasından kaynaklı bir karışıklığa neden olabileceği kaygısı var.
 
Abdullah Öcalan: Hayır hayır, hiç karışıklık olmaz. Bu KJK (Komalên Jinên Kurdistan)'dir. KJK olarak değiştirsinler. PAJK'a gelince, PAJK gelinen aşamada dünyanın dikkatini çekiyor. Ben bu duruma günlük olarak yoğunlaşıyorum. Dağdaki kadınlar, Rojava'daki kadınlar hepsi şunu bilmelidir ki, ben bir kadın devrimi için uğraşıyorum. Ama işte Viyan'ın (Êzidi milletvekili) durumu ortada. Mevcut durumun yenilir yutulur bir yanı yok. PAJK'ın jineoloji temelinde bir temsiliyeti var. Avrupa'da bir konferansı yapıldı. Fakat şu sorun var: Toplumsal sorun kolektif sorundur. İşte ben bunun için etik ve estetiği önerdim. Kadının kendi şahsında güzelliğini estetik olarak belirledim. Etik meselesine de gelince, "Ben benim" diyeceksiniz. Kendi kendinizin olacaksınız. Kendi kriterlerinizi nasıl görüyorsunuz? Bizim kültürümüzde kadına "Mutlak mülk olacaksın" anlayışıyla yaklaşılıyor. Buna direndiğinde de öldürülüyorsun. İşte PAJK bütün bu sorunlara cevap ve çözüm olmak zorundadır. "Kadın mutlak birinin olmalıdır" diyorlar. Ben bu tutumdan nefret ediyorum. Mesela sen kaç yaşında evlendin?
 
Pervin Buldan: 19
 
Abdullah Öcalan: İşte aşiret kızı olduğun için belki de zorla evlendirildin. 
 
Pervin Buldan: Ben aşiret kızı değildim, aşiret gelini oldum. Heval Cuma bize Kesire ile ilgili çok şey anlattı. 
 
Abdullah Öcalan: (Gülerek) Haa, anlattı mı? İyi o zaman. Bir kadın amacı ve ilkeleri ne olursa olsun ben ona kin tutmam. Hiçbir kadını öldürme ve kadınlara küfretme hakkımız yoktur. Senin bağlılığın soyludur. Çok cesur bir kadınsın, fakat sorgulama yapmak zorundasın. Bunun için Sati geleneğini inceleyeceksin. Bunları yaparsan önder olur, on tane Selahattin'i cebinden çıkarırsın, kadın lider de olursun. Bu arada kadın cinayetlerine çok üzülüyorum. Eline bıçağı alıp istemediği ya da beğenmediği kadını öldürüyor ya da tecavüz ediyorlar. Kapitalist sistemde her erkek, her koca tecavüzcüdür. Kadın sosyolojisini dünyada benden daha iyi yapacak kimse yoktur. Kadını güçlendirmek lazım. PAJK'ın bunları bilmesi gerekiyor. Kadın kocasının eşi, babasının kızı değil, kendisinin olacak. Bir kadını alma, kızını verme vb. terminolojisini asla kabul edemeyiz. Kadın etiği dediğim şey işte kadının karar verme gücüdür. Cezaevlerindeki kadın arkadaşlara da bunları yazılı bir şekilde sunarsınız. 
 
'21. yüzyılın ideolojisi kadın özgürlüğüdür'
 
Abdullah Öcalan: Son olarak 21. yüzyılın ideolojisi kadın özgürlüğüdür. Kendini bıçaklamak, yere atmak (Viyan gibi), bunlar rezalet! Tek kurtuluş özgürlüktür. Ben çocukken bile anamın savaş tarzını mahkum ettim. Urfa'da köy savaşçılığını, namus savaşçılığını çocukluğumda yırtıp attım. O dönem birbirimizi öldürmemiz gereken ailenin çocuklarıyla ilişki kurdum. Elif adında bir yaşıtım vardı, düşmanımızdı, görüşmememiz gerekirdi. Ama ben Elif'le de, diğerleriyle de bağımı koparmadım. O geleneğe göre benim 15 yaşında ölmem gerekiyordu. Ben ise yaşamak ve ideallerimi gerçekleştirmek istiyordum. Bu konuda ailenin dayatmalarını kabul etmedim, namusu yırtıp attım. Bir dayım vardı, Süleyman Dayı. Çok yiğit bir adamdı, tam bir Kürt'tü. O geldiği zaman benim üzerimdeki yükü alıyordu. Onun duruşuna hep hayran kaldım. O yüzden de buraya çağırdım. Ölmeden önce yarım saat görüştük. Ona dayım olduğu için değil, anlattığı yiğitliklerden dolayı müthiş bir saygım vardı. Onda tam bir Kürtlük ruhu görüyordum. Êzidi kadınların yaşadıklarını görünce çok üzülüyorum. Adulê-Derviş Destanı şimdi aynı şekilde yaşanıyor, yaşananlar bire bir aynıdır, incelenmeye değer. Diyarbakır mitingindeki pankartı gördünüz mü? Anlamlıydı. Bizim de durumumuz budur. Biz yarı ölüyüz ya da yaralıyız, aşkımızın değeri yoktur.
 
Pervin Buldan: Başkanım, ben bu aşamaya gelene kadar çok yol kat ettim. On yıl önceki Pervin ile şimdiki Pervin arasında dağlar kadar fark var.
 
Abdullah Öcalan: Daha da iyi olabilir. Önerdiğim kitapları okuyorsunuz değil mi? Simone de Beauvouir, yine Serpil Sancar ve Fatmagül Berktay'ın kitaplarını önermiştim.
 
Pervin Buldan: Fatmagül Berktay'ın kitaplarını okudum, diğer önerdiğiniz bütün kitapları aldım, sırayla okumaya çalışıyorum.
 
Tüm bu anti-demokratik ve cinsiyetçi yaklaşımlar karşısında Abdullah Öcalan kendi özgürlükçü yaklaşımını bir model olarak öne sürüyor. Kadın özgürlüğü konusunda ortaya koyduğu çabayı heyetle paylaşıyor.
 
Yarın: PKK Lideri Abdullah Öcalan, KJA üyesi Ceylan Bağrıyanık'ın da dahil olduğu İmralı görüşmelerinde, kadın hareketinin örgütlenme değişikliğine ilişkin perspektifler sunuyor.