Nusaybin'de 134 gün: Tarih yazanların ardından 2 yıl (1)

  • 09:02 10 Mart 2018
  • Dosya

 

Vietnam, Kobanê 'sendromu' Nusaybin'de dirildi
 
MARDİN - Direniş kenti Nusaybin, 134 gün süren "sokağa çıkma yasağı"nda ilçeyi ablukaya alanlara karşı tarih yazdığını şu sözlerle yansıtmıştı duvarlarında: "Bugünleri asla mağdur edebiyatıyla anlatmayın, mağdur tarih yazmaz, oysa biz tarih yazıyoruz." Hafızalarda "Nusaybin sendromu" olarak yer edinen direniş, Vietnam'ın Amerikan ordusuna, Kobanê'nin DAİŞ çetelerine yaşattığını anımsattı. 
 
Kürdistan kentlerinde 2015 tarihiyle başlayan özyönetim ilanlarıyla birlikte şiddetli çatışmaların yaşandığı kentlerden biri de Mardin'in Nusaybin ilçesi oldu. Nusaybin'de 2016 Mart öncesi 5 kez, günlerce süren sokağa çıkma yasakları ilan edildi. 14 Mart 2016'da ilçedeki en uzun "sokağa çıkma yasağı" başladı. 134 gün boyunca ablukaya alınan ilçede halkın deyimiyle "sendrom" yaşatıldı. Saldırıya da direnişe de yabancı olmayan Nusaybin, 134 gün boyunca tank ve toplarla yıkıldı. Nusaybin'in büyük bir bölümü yıkıma uğradı. Bu süre içinde bu küçük ilçeye Orgeneral, binbaşı ve çok sayıda üst düzey askerin yanı sıra 10 bini aşkın devlet gücü görevlendirildi.  Bundan sonra yaşanan süreç tarihe "Nusaybin sendromu" olarak geçti. Bombardıman sonucunda 48 YPS'li  yaşamını yitirdi.  Saldırılar 134 gün sürse de YPS 72'nci gününde ilçeden tüm üyelerini çektiğini duyurdu. 
 
Nusaybin hep öncülük etti
 
Direniş kenti olan Nusaybin, 134 gün süren öz yönetim direnişi boyunca Vietnam direnişçilerinin Amerikan ordusuna, YPG'nin Kobanê'de DAİŞ çetelerine yaşattığı sendromun bir benzerini yaşattı. Subarular, Hurri-Mitanniler, Medler'in kenti, hiçbir döneminde egemenlerin zulmüne boyun eğmeyen Nusaybin, Kürt halkını özgürlük mücadelesine her dönemde öncülük etti. Mücadelenin '90'larla birlikte halklaşarak direniş aşamasına geçtiği ilk alanlardan olan Nusaybin, Kürdistan'ın neresinde bir zulüm ve baskı varsa ona karşı direnişe durdu. 1992 Newrozu'nda Cizre'de devlet güçlerinin gerçekleştirdiği katliama karşı Nusaybin'de gelişen ve onlarca kişinin katledildiği direniş halen hafızalardaki tazeliğini koruyor. 
 
Özyönetim özsavunmayla geliştirildi
 
Rojava'da gelişen direnişe de sahip çıkan Nusaybin halkı 12 Ağustos 2015 yazında özyönetim ilan etti. Halkın kendi kendini yönetmek istemesine toplarla, tanklarla, kurşun yağmuru, ablukayla karşılık verildi. Özyönetim defalarca "sokağa çıkma yasakları" ilan edilerek bastırılmaya çalışıldı ancak Nusaybin halkının direnişi ve özyönetim ısrarı karşısında her seferinde geri adım atıldı. Özyönetim ilan eden halkı özsavunmasını da geliştirerek YPS ve YPS-JIN olarak yeni bir aşamaya geçti. 
 
Bir avuç Spartalı...
 
Nusaybin'de 2015 yaz ayları ile birlikte saldırılarından sonuç alamayan devlet güçleri, artık en üst düzeyde bir savaş stratejisi devreye sokarak Mart ayı ile birlikte saldırıya başladı. Devlet güçleri onlarca tank, obüs, yüzlerce zırhlı araç, ağır silah ve on binlerce asker, polis gücünü Mart'ın ilk günlerinden itibaren Nusaybin ve çevresine yığmaya başladı. Sadece ülkeler arası savaşlarda görülebilecek yoğunlukta savaş gücü ile Nusaybin'e saldırmaya hazırlanan devlet güçlerine karşı az sayıda YPS'li direnmeye hazırlandı. Tarihler 14 Mart 2016'yı gösterdiğinde ise binlerce yıl önce yüz binlerce kişilik Pers ordusu ve yurdunu savunan bir avuç Spartalı arasında , "Ateş Geçitleri"nde  yaşanan eşitsiz savaşın, yaz ayları ile birlikte Silvan, Sur, Cizre ve Silopi'de yaşanan  benzerlerine Nusaybin de ekleniyordu. 
 
'Dümdüz edeceğiz' diyenlere karşı Kobanê direniş ruhu
 
Devlet yetkilileri, Nusaybin'e yığdıkları devasa savaş gücünün verdiği güven ile Nusaybin halkının kısa sürede "düşürüleceğini" hesaplıyordu. Bir ilçede yaşayan halkın kendi kendini yönetmek istemesine karşı bir savaş açılmıştı çünkü. Ana akım medyada katledilen sivil halkın haberi yerine "Dümdüz edeceğiz" haberleri yayınlanıyordu ama psikolojik savaş da sonuç vermiyordu. Hesaplar tutmuyor ve Nusaybin, Vietnam halkının Amerikan ordusuna yaşattığı sendromun bir benzerini yaşatıyor, "Nusaybin Sendromu"nu tarihe yazdırıyordu. Olup bitenler, Kobanê'ye "Bir haftada bitiririz" hesabı ile geldikten sonra binlerce kayıp vererek "Kobanê Sendromu"na yakalanan ve aylar sonra büyük bir yenilgi ile Kobanê'den kaçan DAİŞ çetelerinin düştüğü duruma da benzetiliyordu. 
 
Yıkım ve talanın fotoğrafı: Nusaybin!
 
Nusaybin'e yönelik 134 gün boyunca amansız saldırılar ile son bulmadı yasak. Şiddetli çatışmaların yaşandığı tel örgüler ile kuşatılan Fırat, Dicle, Zeynel Abidin, Abdülkadirpaşa, Yenişehir ve Kışla mahalleleri tanklarla yapılan top atışları sonucunda yerle bir edildi. Sokaklarda, yıkım ve talanın ardında kalan molozların arasında ayakta durabilen binaların çatılarına dikilen Türk bayrakları "savaşı" özetliyordu. Nusaybin halkı 134 gün boyunca zorunlu göçe karşı mücadele etti. Yasağın sona ermesiyle göçe zorlanan binlerce kişi, yıkılan evlerine geri döndü. Ancak birçok kişi evlerini dahi bulamadı.
 
'Tarih yazıyoruz' diyenler Nusaybin'i terk etmedi
 
Saldırılar 134 gün boyunca sürdü, ardından ise yasak kısmi olarak kaldırıldı. Ancak Nusaybin'in yerle bir edilen sokaklarında yankılanan sözler silinmedi, silinemedi. Tank ve top atışlarına karşı duranların, "Bir kahramanlık destanıdır Nusaybin" ve "Bugünleri asla mağdur edebiyatıyla anlatmayın, mağdur tarih yazmaz, oysa biz tarih yazıyoruz" sözleriyle ölümsüzleşenlerin direniş tebessümü vardı Nusaybin sokaklarında. Çatışmaların ardından Nusaybin'de YPS'lilere ait olduğu belirtilen 80'i aşkın cenaze çıkarıldı.
 
Devletin yazını kışa çeviren Nusaybin…
 
Ana akım medya hakikat karşısında yaptığı sahte "zafer" haberleriyle Kürt halkının özgürlük talebine karşı kirli bilgiler vermeye devam ediyordu. Yüzlerce JÖH, PÖH ve bordo berelilerin yaşamını yitirdiği ilçede kayıplar, defalarca gizlice hava alanına taşınarak memleketlerine gönderildi. İki kez operasyon koordinesine de ağır yenilgi yaşatan Nusaybin, görkemli direnişiyle dönemin Başbakan'ı Ahmet Davutoğlu'nun görevden alınmasında da belirleyici oldu. Tıpkı dünya savaşlarında olduğu gibi uçaklarla, tank ve toplarla saldırıya uğrayan Nusaybin, uykuları kaçırdı, yönetenlerin yazını kışa çevirdi. 
 
'Nusaybin Sendromu' başladı
 
Hendek ve barikatların bulunduğu Devrim, 8 Mart, Yeşilkent, Barış, Selahattin Eyyubi ve Yeni Turan mahallelerinde her operasyon girişiminde kayıplar vermeye başlayan devlet güçleri için operasyonların ikinci haftasından itibaren "Nusaybin Sendromu" baş gösterdi. Türkiye'deki bazı köşe yazarlarının köşelerine taşıdıkları Nusaybin'de bulunan JÖH-PÖH'ün gönderdiği mektuplar Nusaybin'de devlet güçlerinin büyük bir çaresizlik yaşadığını ve panik içerisinde olduklarını gösteriyordu.  Operasyonlara gitmek istemeyen birçok asker ve polis kendilerine destek gönderilmediğini de söylüyordu. 
 
Komuta kademesi devre dışı 
 
2016 Nisan ayının ilk haftasının geride kalmasıyla Nusaybin'de aralarında binbaşı, özel harekat şube müdürü, astsubay ve yüzbaşı rütbesinde bulunan çok sayıda polis-asker yaşamını yitirdi. Nusaybin'de devlet güçlerini koordine eden komuta kademesinin de tümden devre dışı bırakıldığı bilgileri de işte o süreçte medyaya yansımaya başladı. Devre dışı bırakılan ve yaşamını yitiren komuta kademesi içerisinde Diyarbakır'ın Sur ilçesinde yürütülen saldırıları koordine eden Binbaşı Ahmet Kahraman'ın da bulunduğu belirtilmişti. 
 
Yetkiler artık askere devredildi
 
Tarihler artık 7 Nisan'ı gösterdiğinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'dan "Gerekirse binaların tümden yıkılması yoluna gidilebilir" açıklaması geldi. Bu açıklamanın ardından 9 Nisan'da hükümetin kararı ile yönetim askere devredilirken, devlet güçleri mahallelerden tümden çekilerek, 200 binanın bombalanarak imha edilmesi için  Nusaybin'i tank ve top atışları ile vurmaya başladı. Eski Sırbistan Cumhurbaşkanı Radovan Karadzic'in Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'nde mahkum edilme gerekçeleri arasında yer alan, "kentlerin ve sivil yerleşim alanlarının uzaktan bombalanması" yöntemine başvuran devlet güçleri, bu tarihten sonra Nusaybin'i ağır tank ve obüslerle yakıp yıktı. 
 
Genelkurmay'dan 'moral' ziyareti
 
Devlet güçlerinin ilçeden çekilerek uzaktan bombardımana başlamaları da asker-polis kayıplarını önlemezken, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak Nusaybin'e "moral" ziyaretinde bulundu. Nusaybin'de  kullanılan üstün savaş tekniği, sayısal üstünlük ve her türlü taktik değişikliğe rağmen mahallelere giremeyen ve kayıpları önleyemeyen devlet güçleri, 13 Mayıs'ta uçaklardan ilçeyi bombalamaya başladı. Genelkurmay, uçakların bombardıman yaptığını yalanlansa da bölgede bulunan kaynaklar ve görüntüler bunu doğruladı.
 
YPS'den açıklama 
 
Savaş uçakları, tank, top ve ağır silahlara karşı özsavunma yapan YPS, 72. gününde "Devlet güçlerinin pervasız bir biçimde her tarafı yerle bir ettiği bu koşullarda direniş güçlerinin pozisyon değiştirmesi gerekli görülmüştür" şeklinde bir açıklamaaını yaparak, üyelerini Nusaybin'den çektiğini duyurdu. 
 
Bilanço gizlendi
 
Nusaybin'de "sokağa çıkma yasağı" ve saldırılarda devlet güçlerinin kayıpları yüzlerle ifade edilirken, yaralanan asker-polis sayısının da 500'ün üzerinde olduğu ifade edildi. Devlet güçleri her ne kadar kayıp ve yaralılarını az sayıda göstermeye çalışsa da, hastane ve hava alanlarından gelen bilgiler gerçeğin öyle olmadığını, çok sayıda cenazenin hastanelerden alınarak Mardin Havaalanı'na gelen uçaklarla gizlice memleketlerine götürüldüğü yönünde oldu. Yetkiler yaşamını yitiren asker-polis sayısını 68 olarak açıklarken, yaralı sayısını da 384 olarak verdi. Aynı yetkililer yaşamını yitiren YPS'li sayısını ise 438 olarak ifade etti. Ancak bu cenazelerin nerede olduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapamadı.  
 
Özyönetim kazandı
 
Nusaybin'de geride kalan 74 günde hem içeride kalan, hem de evlerini terk etmek zorunda kalan Nusaybin halkı özyönetim iradesinin arkasında olduklarını vurgulamaya devam ediyor. Evlerinden çıkmak zorunda bırakılan binlerce kişi ilçeye yakın bölgelere yerleşirken, Nusaybin'in etrafında kenetlemeye ise devam ediyor. 
 
YARIN: 'Mağdur tarih yazmaz ama biz yazıyoruz' diyenlerin ardından...