'Döl yatağına' hapsedilen kadına haykırıştı Simone de Beauvoir...

  • 09:02 9 Ocak 2018
  • Portre

 

HABER MERKEZİ - “Kadın nedir?” sorusuna, “Kadın döl yatağından başka bir şey değildir” diye cevap verilen bir dönemde tüm yok sayılmalara inat kadının varlığını ataerkinin yüzüne vuran Simone de Beauvoir, öteki olarak görülen kadını, kendisinden başlayarak görünür kılmanın mücadelesini verdi. Çünkü Simone, kadının döl yatağından çok daha fazlası olduğunu biliyordu. Erkeğin dünyası onu anlatmaktan ve yazmaktan alıkoyamadı, tüm kadınlara dokundu Simone. 
 
“Kadın nedir?” sorusuna, “Kadın döl yatağından başka bir şey değildir” diye cevap verilen bir dönemde tüm yok sayılmalara inat kadının varlığını ataerkinin yüzüne vuran Simone de Beauvoir, öteki olarak görülen kadını, kendisinden başlayarak görünür kılmanın mücadelesini verdi. Çünkü Simone, kadının döl yatağından çok daha fazlası olduğunu biliyordu. Erkeğin dünyası onu anlatmaktan ve yazmaktan alıkoyamadı, tüm kadınlara dokundu Simone. Erkek egemen dünyanın tüm dayatmalarına karşı kadının varlık nedenini tek bir cümleyle özetledi; kadın doğulmaz, kadın olunur!
 
Fark edişin ilk tohumları 
 
Simone, bugün yani 9 Ocak 1908 yılında Fransa’nın başkenti Paris’te dünyaya geldi. Geleneksel bir aileye sahipti. Okuma yapmasına doğru düzgün izin verilmezken okudukları da hep sansürlendi. Fakat Simone, dayatmaları kabul etmedi. “Bir Genç Kızın Anıları” adlı kitabında kaleme aldığı, “Bir gün annemin bulaşıklarına yardım ediyordum. Annem tabakları yıkıyor, ben kuruluyordum. Mutfağın penceresinden, itfaiye barakaları ile başka evlerin mutfakları görünüyordu. Bu mutfaklarda da başka kadınlar, tavalar ovuyor, tencereleri parlatıyor, tabakları yıkıyor, sebze ayıklıyorlardı. Her gün öğle yemeği; akşam yemeği; her gün bulaşık; her gün temizlik; saatler boyu uzayan bir hiçlik; hiçlikten öte bir yere ulaşmayan bir sonsuzluk. Ben böyle yaşayabilecek miydim?  Bir yandan tabakları dolaba yerleştirirken, ‘hayır’ dedim kendi kendime. Benim yaşantım, bir yerlere ulaşacak mutlak” satırları, farkedişin ilk tohumlarıydı. 
 
Zaza'nın ölümü 
 
Karşı çıkışları sonucunda önce bir Katolik okulunda matematik sonra Sainte-Marie Enstitüsü’nde dil ve edebiyat okudu. En yakın arkadaşı Elizabeth Mabille kendi taktığı lakabı ile “Zaza”nın menenjit yüzünden hayatını kaybettiğini söyleyen doktorlara, ailesi tarafından zorla evlendirilmek istendiği için hayatını kaybettiği cevabını verdi. Zaza’nın yaşamını yitirmesinin ardından yüzleşmenin başlangıcı niteliğindeki bu tespit Simone’nin yaşamında derin bir iz bıraktı. 
 
Erkeğin tarihi filozof demedi ama...
 
Kısa süren bir matematik yoğunlaşmasının ardından Sorbonne’da felsefe eğitimi alan Simone, bu alandaki başarısı ile Fransa’nın en genç felsefe öğretmeni oldu. Erkeğin tarihi ona hiçbir zaman filozof demedi. Düşünür kelimesi erkeğe ait görüldüğü için de, hiçbir anlatıda bu şekilde yer almadı. Ama Simone, vazgeçmedi. Konumunu sorgularken hem kendi çağına meydan okudu hem de bu çağın kadınlarına seslendi. Kadınlar, kendilerine dayatılandan kurtulup bir yerlere gelmeliydi mutlak! 
 
Kadın doğulmaz, kadın olunur 
 
Ataerkiye inat kadınların var olduğunu  ve hayatın her alanında var olacağını tekrarladı. Kadının önce kendinin farkına varması gerektiğini vurguladı. İkinci dalga feminizmin temsilcilerinden olan Simone, “Kadın doğulmaz, kadın olunur” sözüyle kadının toplumsal tarih ve bilinç ekseninde bilince çıkarılması gerektiğini anlattı.  Simone, siyasi ve yasal hakların elde edilmesiyle “kadın sorunu”nun çözülmediğinin idrak edildiği bir düşünceyi kapsayan ikinci dalga ile özdeşleştirildi.
 
Felsefedek öteki ilişkisini kadın-erkek ilişkisine uyarladı
 
Felsefedeki ben, öteki ilişkisini, kadın-erkek ilişkisine uyarlamaya çalışan Simone, görüşlerini “İkinci Cins” kitabındaki, “İnsanlık erildir ve erkek kadını kendisi için değil, erkeğe göre tanımlar; kadın özerk bir varlık olarak görülmez… Erkek kadına referansla değil, kadın erkeğe referansla tanımlanır ve farklılaştırılır. Kadın rastlantısal olandır, özsel olana karşıt özsel olmayandır. Erkek öznedir (ben), mutlak olandır, kadın ise öteki cins’tir” tespitiyle somutlaştırdı. 
 
Feminizmin kitabını yazan kadın
 
"Feminizmin kitabını yazan kadın” olarak da adlandırılan Simone’un ilk eseri olan “Konuk Kız” 1943’te yayınlandı ve oldukça ilgi gördü. İkinci eseri olan “Denemeler” ise bir yıl sonra,  1944 yılında yayımlandı. Fransa’da Cezayir ile yaşanan iç savaşta Cezayirlilere yapılan işkencelerin Nazi yöntemlerinden farksız olduğunu söyleyen Simone, II. Dünya Savaş’ından sonra Simone, Jean Paul Sartre’ın Maurice Merleau Ponty ve diğer arkadaşları ile kurduğu Modern Zamanlar adlı politik gazetede çalışmaya başladı ve hayatının sonuna dek burada çalışmayı sürdürdü.
 
Sartre ile giriştiğimiz tutkulu bir deneydi
 
Daha sonra, “Bizim Sartre ile giriştiğimiz tutkulu bir deneydi” dediği aynı zamanda üniversiteden de arkadaşı olan Jean Paul Sartre ile ilişkisini, “Benim ve Sartre’ın bilinçli olarak giriştiğimiz deney çok aşırı, o ölçüde de tutkulu bir deneydir; biz ikimiz arasında yürürlükte olan bağlılık bir yana, başka aşklar da yaşamak istedik, fakat galiba önemli bir meseleyi unuttuk. Acaba üçüncüsü ne diyecek, bu tür bir ilişkiyi nasıl karşılayacaktı? Öyle anlar oldu ki üçüncüsü bizim havamıza rahatlıkla ayak uydurdu, aramızdaki bağ dostluklara, aşk kokan arkadaşlıklara, geçici sevdalanmalara hak tanıyordu. Fakat üçüncüsü daha fazlasını isteyince, bulduğu ile yetinmeyince çatışma başlıyor ve üçüncü hep kaybediyordu” sözleriyle anlattı. 
 
Jean Paul Sartre 15 Nisan 1980 yılında yaşamını yitirdikten sonra Simone’nin de sağlık durumu kötüleşmeye başlar. Jean Paul Sartre’ın anısına yazdığı Adieux - Sartre’a Veda son eseri olur. Yol  arkadaşının ardından 14 Nisan 1986’da hayatını kaybeden Simone, Paris’teki Montparnasse mezarlığında Jean Paul Sartre’nin yanına defnedildi.