Tüm sınırlara ve sınırlandırmalara rağmen...Virginia 136 yaşında

  • 09:01 25 Ocak 2018
  • Portre

 

HABER MERKEZİ - “Bir kadın olarak, ülkem yok,  bir kadın olarak, bir ülkem olsun istemiyorum. Bir kadın olarak, bütün dünya benim ülkem" sözleriyle tüm sınırlara, sınırlandırmalara rağmen tarihi bugüne, bugünü tarihe taşıran Virginia Woolf 136 yaşında. 
 
“Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın” sözüyle kaleminden dökülen kadınlık deneyimi gücünü okuyucu ile buluşturan yazar Virginia Woolf bugün 136 yaşına girdi. Feminist tarihe yön veren özneler arasında bulunan Virginia 25 Ocak 1882 yılında dünyaya geldi. Yaşamına romancı, yazar ve eleştirmen kimliklerini yerleştirirken varoluşsal kimliği Feminizm ile bütünleştiren Virginia, çocukluk yıllarını yaşadığı Victoria döneminde kadınların ikinci sınıf sayılması ayrımcılığına maruz bırakıldığı için okula gidemedi. Cinsiyet temelli ayrımcılığın okuma yazma öğrenmesine engel olmasına izin vermeyen Virginia, yazar olan babası Leslie Stephen'ın kütüphanesindeki kaynaklarla kendisini geliştirmeye başladı. 
 
Annesini ise 13 yaşındayken kaybeden Virginia annesine olan özlem ve minnetini “Deniz Feneri” isimli kitabına yansıtan Virginia, annesinin kaybı karşısında hissettiklerini, “Olabilecek en büyük felaket” olarak tasvir eder. Öyle ki; 1924 yılında katıldığı Vogue dergisi çekimlerinde annesinin kıyafetleri içinde poz vermeyi tercih eder. 
 
Virginia ve Vanessa
 
Özellikle Victoria döneminin muhafazakar yaşamı dayatmasına tepki gösteren Virginia’nın kısa hikayeleri ilk olarak 1895'de bir gazetede yayınlandı. Babasının ölümü ardından Bloomsbury'e taşınan Virginia, burada cinsel konulardaki özgürlükçü tavırlarıyla tanınan bir grup entelektüelin oluşturduğu Bloomsbury Grubuna katıldı. Bu grupta birçok sanatçının yanı sıra Virginia'nın kitap kapaklarını çizen kardeşi ressam Vanessa Bell de bulunuyordu ve aralarındaki tılsımlı kız kardeşlik ilişkisi pek çok yayına konu oldu. Hatta kimi kaynaklar Virginia'nın yazılarını ayakta yazmasının nedenini şövalede resim yapan ablası Vanessa'ya olan özenmesi olarak dile getirdi. 
 
Özleme 'ağıt'
 
İlk kitabı “Dışa Yolculuk”u 1915 yılında yayınlayan Virginia, bu kitabı bir yıl içinde 3 kez yeniden kaleme aldı. Daha sonra ikinci romanı “Gece ve Gündüz”ü kaleme alan yazar burada “bilinç akışı" tekniğini kullanmasının ardından modern deneysel romanlardan farklı olarak klasik gerçekçi bir üslup kullandı. İçerik olarak  kadın hakları, sınıfsal farklılık, aşk, evlilik ve özgürlük gibi meseleleri, karakterlerinin yaşamları, mücadeleleri, umutları, acıları ekseninde tartıştıran Virginia, 1927 yılında yayınladığı kitabı “Deniz Feneri” kitabında ise çocukluk anılarını; kardeşlerini, anne-babasını; özlemi, ölümü anlattı. Bu romana ilk olarak ağıt anlamına gelen “elegy” ismini vermeyi düşünen Virginia,  1931 yılında ise en farklı kitaplarından biri olan “Dalgalar”ı yazar. Bu kitap hem roman hem de tiyatro oyunu olarak belleklerdeki yerini alır.
 
'Yazın, erkekler ne der diye düşünmeden...'
 
İlerleyen yıllarda psikolojik problemleri artan Virginia, özel hayatındaki negatif etkilerin tersine edebiyat dünyasında başyapıtlar vermeye başlar. “Mrs. Dalloway” kitabı feminizm, cinsellik ve varoluşsal sorunları anlatan başyapıtlar arasına girmeyi başarır. Bu kitabında yerleşik düzenini eleştiren Virginia’nın, “Kendine Ait Bir Oda” kitabı da başyapıtlar arasında yer alır ve Feminist harekete yön veren yol gösterici bir niteliğe sahiptir. Kadın ve edebiyat temalı bu kitap Virginia'nın iki kadın kolejinde vermiş olduğu "kadın ve kurmaca yazın" konulu konferans metinlerinin düzenlenmesi ile oluşmuştur. Kadın kimliği, toplumdaki yeri ve bunun edebiyat üzerine etkilerini değerlendirdiği kitap, 'boşluğu kopyalamak' gibi terimlerle kendi yüzyılını aşarak ölümsüzleşmiştir. Yazar bu kitapta kadınlara şöyle seslenmektedir: "Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın…”
 
'Bütün dünya benim ülkem'
 
Kitapları elliden fazla dile çevrilen yazar, “Bir kadın olarak, ülkem yok,  bir kadın olarak, bir ülkem olsun istemiyorum. Bir kadın olarak, bütün dünya benim ülkem" sözleriyle sınırlara, sınırlandırmalara karşı tavrını açık şekilde ortaya koymuştur. Virginia, “Orlando” isimli kitabında ise şöyle bir saptamada bulunur: "Kadınlar yüzyıllardır erkekleri olduklarının iki katı gösteren ayna görevi gördüler. Bu yüzden erkekleri, yine bir erkeğin eleştirisindense bir kadının eleştirisi daha çok yaralar." 
 
Yüzleşmek…
 
Çocukluk yıllarında üvey ağabeyi tarafından cinsel istismara maruz bırakılmış olmasıyla 20'li yaşlarda yüzleşen Virginia, aynayı parçalamanın yolunun yalnızca kadınların kendisini ifade etmeye başlamasıyla olacağını söylemiştir.Yaşamı boyunca psikolojik ve nevrotik problemler ile yaşayan Virginia, yaşadığı politik dönem içerisinde savaşın artmasıyla daha kaygılı bir hale gelmiştir. 28 Mart 1941'de evlerinin yakınlarında bulunan Ouse nehrine giderek intihar eden Virginia, biri eşi Leonard Woolf'a diğeri ablası Vanessa Bell'e olmak üzere veda iki mektubu bırakmıştır. Ölüm-yaşam ikileminde yaşayan Virginia, bazı yorumlara göre en iyi eserlerini en nevrotik zamanlarında yaratmıştır. 59 yıllık yaşamına 15 eserin yanı sıra dönemini aşan fikirler sığdıran Virginia, kadınlara  yol göstermeye devam ediyor.