Dört Ayaklı Minare sesleniyor: Dönüşüm muhteşem olacak

  • 09:11 10 Mart 2018
  • Kadının Kaleminden

 

“İki buçuk yıldır yalnızlığa mahkum edilen Dört Ayaklı Minare’nin yalnızlığı yaşadıkları karşısında  bir an dağıldı. Aradan geçen zamanda Diyarbakırlıların O’nu unutmadığını, belleklerinde hala koruduğunu gördü. Ve o zaman bir kez daha ‘söz’ dedi Sur’un çocuklarına, ‘Dönüşüm muhteşem olacak…”
 
Hebun Amed 
 
Dört Ayaklı Minare’yi bilir misiniz? Diyarbakır’ın Sur ilçesinde Gazi Caddesi diye bir yer var. Bu cadde üzerinde kuyumcusundan elbise satıcısına, ayakkabı tamircisinden kuruyemişçisine, pastanesinden çay ocağına kadar çok sayıda dükkan bulunuyor. Tabi cadde bunlarla sınırlı değil; Hasanpaşa Hanı, Ulu Camii, Nebi Camii gibi tarihi yapıları görmek isterseniz bu caddeden geçersiniz. Ha bir de “Çarşı Karakolu” var. Karakolun etrafında da 5-6 tane zırhlı araç, birkaç polis noktası…
 
Dört Ayaklı Minare de cadde boyunca Kervansaray tarafına inerken solda küçücük bir arada kalıyor. Zaten işaretler sizi gideceğiniz yeri göstermede yardımcı oluyor. Yabancı ziyaretler için de “The Four-legged Minare” yazmayı da ihmal etmemişler. 
 
Tarihi Dört Ayaklı Minare, şimdiler de havuz medyasının manşetlerini süslüyor. Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesinden 2 buçuk yıl sonra tekrar ziyarete açıldı haberleri geçildi. Açılış, kayyum atanan Sur Belediyesi’nin Diyarbakırlılara bir “lütfu” gibi sunuldu.  
 
2 buçuk yıl boyunca yalnızlığa mahkum edilen Minare’nin ziyarete açılışını duyan Diyarbakırlılar da soluğu hemen orada aldı. Üzerinde kocaman “Türk bayrağı” örtülü Minare, Elçi’nin deyimiyle “suikast” izleriyle karşıladı ziyaretçileri. Sevinçliydi minare; ama bir o kadar da hüzünlü… Çünkü, sağ ve solunda yer alan sokaklar hala kapalıydı. İnsanların o sokaklardan gelişini göremiyordu. Sur’un çocukları gelecek umuduyla baksa da kimse o sokaklardan çıkıp gelmiyordu. Saatlerce bekledi, bekledi, bekledi. Ve aniden kapalı sokaklardan birinde bir ses duydu. Sesin kime ait olduğunu merak etti. Dinledi. Polis olduğunu görünce tekrar hüzne kapıldı. “2 buçuk yıl boyunca hep polisleri gördüm zaten” diye iç geçirdi. 
 
O’nunla birlikte fotoğraf çekenleri görünce hüzün yerini neşeye bıraktı. “Beni ziyaret edenlerle ilgileneyim” diye düşündü. Ziyaretçiler cep telefonlarıyla poz poz fotoğraflar çekmeye devam ederken, karşı bankta oturmuş bir kadın dikkatini çekti. Onu izlemeye koyuldu Minare. Kadının ağladığını fark edince az önceki neşeli hali yine aniden kayboldu. O an; aklına Tahir Elçi, Mahsun, İsa, Rozerin geldi.  Elçi’nin öldürüldüğü gün geldi, Rozerin’in günlerce cenazesinin yerde bekletildiği zamanlar geldi, Mahsun’un üzerinden tankla geçilen bedeni geldi, top sesleri, silah sesleri geldi… Karanlık, kapkaranlık bir suret gördü. Bağırmak, çığlık atmak istedi. 
 
Ama etrafına bakınca insanların hala onu ziyarete geldiğini gördü. Gençler, kadınlar, yaşlılar, çocuklar… O an o kör karanlığa, “Bırak beni” diyerek isyan etti. Sonra hafif bir tebessüm etti. Ziyaretçilerin taşlarına dokunduğunu hissetti. Gençlerin, O’nu görünce mutlu olduğunu, çocukların başını kaldırarak kubbesine baktığını… Umutlandı, içi kıpır kıpır oldu. Yaşadıkları karşısında yalnızlığı bir an dağıldı. Aradan geçen zamanda Diyarbakırlıların O’nu unutmadığını, belleklerinde hala koruduğunu gördü Minare. Ve o zaman söz dedi Sur’un çocuklarına, “Dönüşüm muhteşem olacak…”