Xanesor'dan bir kare

  • 09:04 25 Ağustos 2018
  • Kadının Kaleminden

 

"Her bir gidişin ardından amansız acılar yaşanır ve bu acıların asla tarifi olamaz. Cesaretimi toplayıp her bir mezar başında gözyaşı döken insanların acısının tarif edilemeyeceğini düşünerek adımlarımı geriye doğru atmaya başladım. Heybelerine özgürlük umudunu alan yiğitleri anlatmak ve geride acılarını yaşayan Şengal halkının gözlerinde ne olursa olsun umut tebessümünü görmek zor değildi."
 
Zinarin Zinar
 
Xanesor şehitliğini gezerken her anı fotoğraf makinemle karelere almaya çalışıyordum. Mam Zeki Şengali'nin merasimi oldukça kalabalık ve bir o kadar da görkemliydi. Bu nedenle merasim yerine ulaşmak ve töreni yakından izlemek hiç de kolay olmadı. Şehitliğin arka kısmında konuşanların sözlerine kulak verirken bir yandan da gördüğüm insanları ve şehitliği karelere almaya çalıştım. Kadınların Mam Zeki Şengali için isyan eden çığlıkları yürekleri daha da derinden incitiyordu. Bu isyanı duyanların gözyaşı dökmemesi mümkün değildi. Her sima hüzünlü ve acı çeken bir tabloydu.
 
Xanesor şehitliğini, Şengal bilgesini, hatta Êzidi halkını ilk defa görüyordum. Şengal ve Şengal halkı benim için her zaman merak konusuydu. Her adımım ve halka bakışım benim için unutulmaz anlar olacaktı.  Şehitliğin biraz karanlık kısmına doğru ilerlemeye devam ediyorum. Her patlayan flaşta ne kadar karanlık olsa da istediğim aydınlığı alırım diye adımlarımı daha karanlık bir köşeye atmaya devam ettim. Tabi ilerlemeye çalıştığım köşe biraz merasim yerine uzak kalıyor. Daha sessiz bir köşeydi. Fotoğraf çekmeye çalışırken her adımımda bir sese doğru habersiz ilerliyordum. Merak edip sese doğru ilerlerken bir gencin ağladığını zor da olsa o karanlıkta fark ettim. O anı ölümsüzleştirmem gerek diye hemen denklanşöre bastım ve makinenin flaşı orada olduğumu fark ettirdi.
 
Kardeşimdi…
 
Fotoğraf çekerken tepki alırım diye bir kaygı da vardı içimde. Ama gencin yaklaşımı korkularıma gerek olmadığını anlatmaya yetti. Bir kaç kare için kendisine nasıl durmasını istedim lakin istemimi gerçekleştirmeyeceğini ve doğal kalmak istediğini söylemesiyle beraber art arda yanan flaşlarla kareleri tamamlamaya çalıştım. Makinemin patlayan flaşına bir ara vermek istedim ama sessiz hıçkırıklarının kim için olduğunu sorduğum da yanık bir sese "birayêmine" (kardeşim) demesi yüreğimi derinden sarstı.  Kardeşinin yokluğunun acısını an be an yüreğinde yaşatan bir kardeş Ayman Alhababi.
 
Sipan Xelat 2014'teki Şengal fermanında YBŞ güçlerine katılan bir genç. Kardeşi Ayman ile YBŞ güçlerine katılıyor ve yaşamını yitiriyor. Sipan Xelat'ın vermiş olduğu acıyı karanlıklar içinden gelen sesi işittiğim zaman anlamaya çalıştım. 
 
Oğlumdu…
 
Bir tek Ayman değildi kardeşinin acısıyla yüreği yanan. Heybesine umutları alarak Şengal katliamına karşı duran ve kahramanca savaşan bir yoldaşımızın da mezarı başında yanan bir tütün ve ahlarla tütünü içine çeken bir babadan da azda olsa söz etmek isterim. Mezarın başındaki Şoreş Şengali'nin babasıydı. Kendisiyle diyaloğumuz olamadı. Sadece "neyiniz oluyor" diye sorduğumda verilen cevap "oğlum" oldu ve bir kaç dakikalık sessizlikten sonra birkaç kare çekmemi benden rica etti.
 
Her bir gidişin ardından amansız acılar yaşanır ve bu acıların asla tarifi olamaz. Cesaretimi toplayıp her bir mezar başında gözyaşı döken insanların acısının tarif edilemeyeceğini düşünerek adımlarımı geriye doğru atmaya başladım. Heybelerine özgürlük umudunu alan yiğitleri anlatmak ve geride acılarını yaşayan Şengal halkının gözlerinde ne olursa olsun umut tebessümünü görmek zor değildi. Ayman'ın da dile getirdiği sözden sonra üzerine eklenecek başka söz hakkı bulamıyorum: "Sipan Şengal fermanına karşı onurlu bir savaş vererek şehit oldu."