‘Pandemide hepimiz biraz obsesif kompülsif olduk’

  • 09:06 27 Kasım 2020
  • Sağlık
ANKARA - Pandeminin insanlar üzerindeki etkileri hakkında değerlendirmelerde bulunan psikolog Sevgi Sezer Öztürk, “Sanki hepimiz biraz obsesif kompülsif olduk. Başa çıkma becerileri dediğimiz durum, pandemi sürecinde en fazla ihtiyaç duyduğumuz şey. Yeni duruma uyum sağlamak gerekiyor” dedi.
 
Tüm dünyayı etkisi altına alan ve Türkiye’de ilk olarak 10 Mart’ta tespit edilen koronavirüs (Covid-19) pandemisinde ikinci dalga Türkiye’de de sürüyor. Pandemi sürecine hazırlıksız yakalanan yurttaşlar, iktidarın da yeterli önlemler almamasıyla birlikte büyük zorlanmalar yaşadı, yaşamaya devam ediyor. Bu zorluklar ise herkesi ekonomik, psikolojik, sosyolojik ve fiziksel olarak olumsuz etkiledi. Bu sürecin daha da uzayabileceği tartışılırken, uzmanlar pandeminin insanlar üzerinde çeşitli etkiler bırakabileceğini söylüyor.
 
Etkileri hala devam eden pandemi sürecinin insanlar üzerindeki psikolojik etkilerini psikolog Sevgi Sezer Öztürk ile konuştuk. Sevgi, sürecin daha da uzayabileceğini dile getirdi.
 
‘Psikolojik esneklik kabiliyeti yüksek olanlar daha iyi uyum sağlayabildi’
 
Herkesin bu süreçten psikolojik altyapıya göre etkilendiğini ifade eden Sevgi, farklı ve zorlu durumlara ve koşullara uyum sağlama kabiliyetini ifade eden "psikolojik esneklik” kavramına işaret etti. Psikolojik esneklik kabiliyeti yüksek insanların bu sürece daha iyi uyum sağlayabildiğini dile getiren Sevgi, “Zorlu koşullarda kendilerini revize ettiler ve bu durumla nasıl başa çıkabileceklerini ve nasıl uyum sağlayabileceklerine dair daha hızlı stratejiler geliştirdiler. Bunu yapabilen insanlar daha az anksiyete (kaygı bozukluğu), daha az depresif düşünceler ya da daha az yalnızlık duygusu yaşadılar. Hemen Marttan sonra yapılmaya başlanan ve bu durumu destekleyen araştırma verileri var. Yapılan araştırmalar sonucunda da bireylerin bu süreci daha iyi geçirmeleri ‘psikolojik esneklik’ ile açıklanıyor” ifadelerine yer verdi.
 
‘Herkes için öznel bir pandemi süreci var’
 
Sevgi, pandemi sürecine nasıl yakalandığımızın da oldukça belirleyici olduğuna dikkat çekerek, bunların sürece uyum sağlama kapasitemizi etkilediğinin altını çizdi. “Herkes için öznel bir pandemi süreci var” diyen Sevgi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle de hepimiz bu süreci farklı yaşadık. Pandemi hepimiz için ortak ne tür kaygılara sebep oldu? Günlük rutininiz bir anda değişti. İşe giderken işe gitmez olduk. Her gün dışarıda yemek yerken, dışarıda yemek yiyemez oldunuz. Arkadaşlarınızla olan haftalık rutinlerinizi yapmamaya başladınız. Ciddi anlamda sağlık endişesi yaşadınız. Kendiniz açısından bir endişe yaşamakla birlikte yakınlarınıza, virüsü taşıma riskinden çok korktunuz. Belirsizlik insanlarda en çok kaygı yaratan durumlardan biridir. Covid-19 bir sürü soruyla beraber geldi ve bu sorular, zaman içerisinde tek tek yanıtlanıyor. Hala da yanıtlanamamış bir sürü sorusu var.”
 
‘Yeni çözümler aramaya başlamalıyım’
 
İnsanların içinde bulunduğu sosyal destek sistemiyle ve ekonomik koşullarıyla dayanıklılığını arttırdığına işaret eden Sevgi, dayanıklılık anlamında daha zayıf olan kişilerin ise belirsizliği daha yoğun hissettiklerini ve kaygı düzeylerinin daha fazla olduğunu söyledi. Sevgi, pandeminin hepimiz için ciddi bir kaygı kaynağı olduğunu ifade ederek, “Virüsle ilgili belirsizlik bitmiş değil. Bunların hepsini de yaşayarak görmek durumundayız. Başa çıkma becerileri dediğimiz durum, pandemi sürecinde en fazla ihtiyaç duyduğumuz şey. Yeni duruma uyum sağlamak gerekiyor. Artık evdeysem o zaman ev içinde planlar yapmak. Evde hep yatacağım diye bir şey yok, günümü nasıl planlayabileceğimi düşünmeliyim. Kendim için yeni rutinler oluşturabilirim. Yeni çözümler aramaya başlamalıyım” sözlerini kullandı.
 
‘Kadınlar sorumluluk altında yoruldu’
 
Pandemi sürecinde artan aile içi şiddet ve kadına yönelik erkek şiddetine de vurgu yapan Sevgi, bu süreçte kadınların daha çok zorlandığına dikkat çekti. Sevgi, “Kadınların tanımlanmış sorumluluk alanları ne yazık ki geleneksel kadın rolünde biraz daha fazlaydı. Çocuklarla ilgilenmek, evin temizliği, en az üç öğün yemek yapmak kadına kalıyordu. Bu koşullara mahkum olmuş kadınlar, ne yazık ki bu süreçte en fazla zorluğu yaşadılar. Bunlara bir de eşi ile ilgili durumlar, süreçler dahil oluyordu. Kadının ekonomik olarak güçlenmesinin önemini bu süreçte bir kez daha gördük. Kadınların en fazla bu süreçte eve bağımlı kaldığını ve sorumluluk altında yorulduğunu gözlemledik. Kadınların kendilerine özel bir yaşam, özel bir zaman dilimi oluşturmakta zorlandıklarını gördük” diye konuştu.
 
‘Yaralar çok büyük ve derin olacak’
 
Sürecin insan psikolojisi üzerinde kolaylaştırıcı bazı yanlarının olduğuna işaret eden Sevgi, “evrensellik duygusu” diye ifade edilen ve bu durumun sadece tek bir kişinin başına gelmediğini gösteren kavramın, süreci kolaylaştırdığını kaydetti. Tüm dünyanın bu virüse karşı mücadele ettiğinin bilinmesinin, insan yaşamını kolaylaştırdığını belirten Sevgi, ekonomik alanda yaşanan zorluklara da dikkat çekti. Sevgi, işini kaybeden insanlar için sürecin çok zor olduğunun altını çizerek, “Korumalarımızı daha çok kişisel olarak alıyoruz. Bu süreçten kayıplarla çıkanlar için iyileşme süreci uzayacak. Ekonomik kayıplarla çıkanlar için yine toparlanma süreci zaman alacak. Çünkü bu dönemi çok daha travmatik bir dönem olarak hatırlayacaklar. Toplumsal olarak da toparlanmamız gerekiyor. Tüm bunlar sadece bireylerin yapacakları bir şey değil, aynı zamanda yönetsel süreçlerde yer alan kişilerin de alması gereken çok ciddi önlemler var. Bunların yapılabilmesi, yaraların da kolaylıkla onarılmasını sağlar. Yoksullukları çok fazla olan kesimler bu sürecin etkisini de daha uzun yaşayacak. Yaralar çok büyük ve derin olacak” uyarısında bulundu.
 
‘Hepimiz biraz obsesif kompülsif olduk’
 
“Sanki hepimiz biraz obsesif kompülsif (OKB) (obsesyon adı verilen takıntılı düşünce, fikir ve dürtüler ile kompülsiyon adı verilen yineleyici davranışlar ve zihinsel eylemlerden oluşan bir ruhsal hastalıktır) olduk” diyen Sevgi, şunları söyledi: “Hepimiz çok titiz olduk.  Her davranışımızı kontrol eder hale geldik. Bunları bırakmak biraz zaman alacak. Güvenmekte biraz zorlanacağız. Belki güçlü bir aşı ve onun verdiği güven, süreci hızlandırabilir. Varlıklılar aşıya daha hızlı ulaşabilecek. Uyum sağlama süreci de sınıfsal bir farkla, farklı bir hızda olacak. Kaygılı insanlar OKB geliştirmeye daha meyilli olacaklar. Her şey eskisi gibi değil ama bizim diri ve canlı kalmamız lazım. Hem fikirsel olarak hem de fiziksel olarak sağlıklı kalmamız gerekiyor. Kendimizi güçlendirmeye ve hareket etmeye devam etmeliyiz. Doğru beslenmeye devam etmeliyiz. Tüm bunlar psikolojik anlamda güçlenmemizi sağlayacak. İnsanın en temel ihtiyaçları üretmek, sevmek ve sevilmektir. Kendimiz adına yapabileceğimiz çok şey olduğuna inanıyorum. Gençlere ve çocuklara da böyle iyi bir model olabiliriz.”